ENDLESS CELLAT AND BRUTAL UZAY!* *

IMG_20180215_181922_894

ENDLESS CELLAT AND BRUTAL UZAY!* *
Kamburumdaki katedrale şirk koşarken
Atlı, lunaparklı ve şark çarklısı bir cengaver gibi
Tüm cellatlar dikey tutacak tutamacı linyit
baltalarını
Mayınlara çalacak içim
Tanklardan, uçaklardan geçip sana geleceğim
Tutup firlatacağım seni içimdeki boşluğuna uzayın.
Uzağa bakacağım,
evin girişine, mahallenin çıkışına, kentin girişine, içimin boşluğuna, uzayına, uzağıma.
İzleyeceğim firlattığım yerden dönüp çarpışını tüm uzuvlarıma
Bir tür harakiri olacak bu
Kış olacak, kış!
Sergilenmeden seng-i ibrette başım kuz bir gururla
Bil sevgilim
Hangi yanım döner radikal Kudüs’e
Hangi yanım da açar peygamber çiçekleri
Ve hangi yanım biraz liberal sen kokar
Bir palyaço bakınca güler mi hiç
bir gözgüye sevgilim?
Hayatım hayatına reverans işte
Bulunduğun her yer Kıblem
”Beni sevmez,” diyormuşsun,”oyun” diyormuşsun, ”yalan!”
Duyuyorum.
Oysa ben her gece mütemadiyen geçip kentin en banliyö mahallelerinden sana uğruyorum
Çalıyorum kapını en giz yanlarımla, yoksun!
Cellatın baltası dik ve havalı
Kanım durmuyor tek bildiğim damarımda şah!
Anamın gözlerinde bir minare boyu yaş
Babam erdir benim harp meydanlarında
Bana öyle bakma sevgilim,
İkimizin de içinde prensesler ağlar
Ve bir gün biliriz
Eczamıza saplanacak tüm kitaplar.
Anlatılan hikayeler ne de güzeldir küçükken
Öyle değil mi?
Hep biter güzel
Şimdi Kant’ı falan boş ver sevgilim,
Aristokrat bir adam falan da değilim,
Freud’da saçma herifin tekidir zaten, geçelim!
Öğrendin mi sen hangi yanım döner Kudüs’e?
Hangi yanımda açar tüm çiçekleri peygamber?
Ve hangi yanım biraz liberal sen kokar?
Öyle deme sevgilim.
Sen bensen
kimim ben?
Sahi kimsin sen?
Güzelim aksatma namazlarını
Bak, hâlâ güzelsin sen!

-Mevlüt BİBER

Reklamlar

YİNE DE AMİN…*

IMG_20180210_160057_473.jpg

Rabbim bu hayırlı cumartesi gecesinde herkes
eğlentideyken ahbaplarıyla ve bolca içerken ihtimal
Ben el açtım dua etmek için sana
Bu zamana kadar hiçbirini kabul eylemedin ama bunu kabul eyle olur mu?
Rabbim işin açığı seviyorum ben onu
Beni sevmesi için ne yaptıysam olmadı
Sevmedi beni, sevemedi.
Ona kızmıyorum Rabbim, bilakis hak bile veriyorum.
Onu çok güzel yaratmışsın sen
Özendiğin kadar ona özenmemişsin bana.
Sahi beni neden bu kadar çirkin yarattın Rabbim?
Sana ne kötülük yaptım ben?
Yaratamaz mıydın beni de en azından onun beğenebileceği kadar hoş?
Doğrusu buna biraz alındım Rabbim
Kırıldım yani..
Oysa ben tam dört dil öğrenmiştim onun için
Sırf bir tren kompartımanına sindi diye kokusu iki rayın arasına adamıştım bütün ömrümü
Büyüler yaptırmıştım takkeli hocalara
karamı kara.
Bu günahtır Rabbim bilirim
Ama insan birini sevince Rabbim…
Insan birini sevince…
Sevince insan birini…
Sen onu anladın Rabbim…
Sen onu anladın…
Olmadığım biri gibi bile davrandım ben onun için
Hiç kendim olamadım onun yanında
Hep bir yanım düzmeceydi
Hep bir başkasıydım hatta bir ara o kadar başkası olmuştumki peşimden gelmeyeceğini bilsem tüm günahlarımın anında dayar silahı kafama tetiği çekerdim.
Seni geçtim Rabbim zira
Anam bile sevmezdi beni ben ben olunca.
Dedim ya çirkin yaratmışsın beni
O çirkin şansı dedikleride hasta adama plasebo etkisi…

İşte böyle
Ne gerekiyorsa yaptım beni sevmesi için
Ama sevmedi, sevemedi
Bu arada belirtmek isterim:
Şu hafif esrik halimle ar içindeyim karşında.
Ama ne yapayım, ne ettiysem çözemedim
Son çare sana koştum
Yanlış anlama Rabbim
Son çare sana koştum
Çünkü başını ağrıtmak istemedim senin böyle ufak tefek dertlerle
Ama alındıysan eğer
Bana merhamet eyle
Beni affeyle..
Sana sığındım Rabbim onun en ücra coğrafyalardaki
Kapoya’ların, Kalash’ların, Takuu’ların, Dukha’ların ve El Molo’ların diline pelesenk olmuş tatsız güzelliğinden.
Ben en çok ona muhtaçım Rabbim
Ne zaman kolkola yürüyen bir çift görsem ya da bebeklerini gezdiren
yeni evli bir aile parkta
Ve ne zaman alkole koşsam dörtnala
Ona ne kadar muhtaç olduğumu anımsıyorum
Biliyorum alkol de günahtır senin nezdinde ama sen bana merhamet eyle, affet beni ya Rab:
Başka türlü nasıl unuturum onun yüreğimde açtığı derin kuyuyu?
O kuyunun içinde Yusuf yok Rabbim
O kuyunun içinde ben varım
ve tepemde canavarlar
Aynı bana, aynı ona, aynı bize benziyorlar..
Korkutuyorlar beni Rabbim
Hem de çok korkutuyorlar
Her gece her gece korkutuyorlar..
Biliyorum fazla gevezelik ettim Rabbim, gideceğim ama gitmeden önce son bir şey söyleyeceğim:

Şimdi sen onu aldın ya benden,
Sen onu sana bağışla Rabbim.

Yine De Amin!

-Mevlüt BİBER

KİMSELERİN BİLMEDİĞİ DİLDE SÖYLENİR ŞARKILAR O SIRA: -ESİNESİVROYMUVESİGMİL

IMG_20180212_231211_248

KİMSELERİN BİLMEDİĞİ DİLDE SÖYLENİR ŞARKILAR O SIRA:
-ESİNESİVROYMUVESİGMİL

Sevmek ontolojik bir mesele değildir sevgilim
Nükleer bir felaket de sayılmaz hani
Olsa olsa kapitalist bir oyundur
İdeolojik bir travma
Anne dantelleri demodedir artık
Beş çayları, öğle kahvaltıları falan çok eskil
Bıranç yapmak, sıtarbaksa gitmek lazım gelir bana
Hediyeler almak çokça en pahalısından
Biraz da oynaşmak falan
Zati
Tetiği çekmeden önce katili bağıran
bir kurban için çokça morfin almış bedenim
Pilase duygularına kefilim şeyhim!
Bir şamana büyü yaptırmak gerek sevgilim
Bir paganla evlenmek önce
Bir papazdan af dilemek
Sonrasında biz seninle aynı rahimden düşmedik ya elbet evlenebiliriz ama çok günahım var sevgilim önce onları halletmem gerek.
Bir kırmızı tuborg almam ve yatmam raylarına daha önce hiç tren uğramamış bir istasyonun
Sonrasında yakılır elbet bir sigara ve dilenir af tüm eskilerden
Alınır helallik çekilen esrarın havada asılı bıraktığı gri bulutların üzerinden
Sonra şeyhim ne derse o sevgilim
Ama evlilik
Ama evlilik

Kimselerin bilmediği dilde söylenir şarkılar o sıra:
-Esinesivroymuvesigmil, esinesivroymu!

Evleniriz böylece
Evlilik sonrası statik duygular girer işin içine
Esgüdümsel doğru denklemler
Narksist nöbetler
Giderek artan sinir, stres ve külfet
Sonrası infilak bedenler
Düşündümde sevgilim artık evlilik de demode
Biz en iyisi evlenmeyelim seninle
Ne gerek var
Başa dert
Başa dert!

Mevlüt BİBER

MUHSİN ABİ, ALİ ABİ, VE BEN, SEN DEĞİL ABİ BEN, BEN KİMSEM ARTIK O!

vintage-5

 

MUHSİN ABİ, ALİ ABİ, VE BEN, SEN DEĞİL ABİ BEN, BEN KİMSEM ARTIK O!

 

‘‘Ah Muhsin Ünlü ve Ali Lidar’a’’

Muhsin abi için süper bir adamdır diyorlar
Bence de öyle
Ali abi için de öyle diyorlar aslında ama
Ali abi kendini bir boka benzetemiyor
Hem biliyor musunuz
Muhsin abi yolda Ebu Bekir’i görse selamlaşırmış
Ali abi de ‘ben kesin fırça yerim’ diyor
Benim durumum da pek farksız sayılmaz ondan
Ben Ebu Bekir’i görsem yolda
Korkarım kızar diye
Tanımam da zaten
Ama o tanır tanır
Ve önce yanına çağırır beni sonra tükürür yüzüme der ki:
”hiç mi ders almazsın lan sen!”
Muhsin abi için hiç yalan söylemez diyorlarmış
Hadi ordan!
Diyesim geliyor bunu diyenlere
Yalan söylemeyen insan mı olurmuş?
Yalan söylüyordur elbet
Kim söylemez ki yalan
Ben söylemiyorum diyorum yalan.
Ali abi de söylüyormuş hem
En çokta annesine
Ben de çok söylerim anneme yalan
Söylenmemeli aslında annelere
yalan ama
söylüyoruz işte.
Ayrıca biliyor musunuz
Ali abi yolda azraili görse ‘neden geciktiğini’ sorarmış
Ben yolda azraili görsem altıma işerim korkudan, derim ki:
”Daha gencim ben, neden geldin?”
Muhsin abi annesini kaybettiğinde kocamanmış
Ali abinin ise annesi hâlâ yaşıyor
Ayrıca annesinin bel ağrısı, tansiyon gibi rahatsızlıkları da var ve muhtemelen Ali abi yüzünden ağaran saçları
Ali abi annesinin
bir gün… bir gün… bir gün…
Ne güzel anneler var
Muhsin abinin annesi ölüm döşeğindeyken bile tutmuş yavrusunun elini
Ali abinin annesi ise görseymiş hepimizi hiç üşenmez o hasta haliyle kalkıp çay demlermiş hepimize
Oysa ben demletmem ki
”Otur anacığım sen,” derim,”ben demlerim, yeri göster yeter. ”
Muhsin abi atlatmış gibi gözükse de hâlâ üzgün
Ali abi durumun farkında
Bense yavaş yavaş varıyorum her şeyin farkına
Daha yaşlanacak annem
Ağaracak saçları
Bel ağrısı, tansiyon, kolesterol, giderek artan vertigo falan fıstık derken…derken…derken…

Hepimize çay koyacak annem
ben düşünürken…

-Mevlüt BİBER

OLMADI BU! (ÖYKÜ)*

IMG_20180206_131538_043

Çok heyecanlıyım. Evinin iki sokak yukarısındaki parkta bir aşağı bir yukarı voltalar atıyorum. Saat gece yarısını çoktan geçti. Hafif içkiliyim, başka türlü nasıl yaparım bunu. Ona onu ilk günden beri ne kadar beğendiğimi ve sonrasında bu beğeninin hiçbir şekilde engellenemez bir sevgiye dönüştüğünü başka türlü nasıl anlatırım, anlatamam. Heyecanlıyım. Konuşmamın sonunda ona vermek için bir de papatya demeti aldım. Çok seviyor papatyaları. Koparılmasına kızıyor gerçi ama sorsan zaten her kadın çiçeklerin koparılmasına kızar. Çok kısa bir süre sonra gelecektir nefes nefese. Acelesi olduğunu ve ne diyeceksem çabuk demem gerektiğini söyleyecektir. Muhtemelen evdekilerin dışarıya çıktığından haberi olmadığını da bir neden olarak gösterecektir. Ben de bunun üzerine derin bir nefes alıp titrek sesimle önceden prova ettiğim cümleleri sıralayacağım arka arkaya: ‘‘Bak,’’ diyeceğim, ‘‘bu nasıl söylenir, nasıl ifade edilir bilemiyorum ama içimi kemiren bir şeyler var. Şey, şey işte… ( Burada büyük olasılıkla dayanamayıp ‘‘ne!’’ diyecektir.) Duygu! Evet, içimi kemiren, böyle içimin karıncalanmasına sebep olan bir duygu var. Nasıl desem? Vücudumdaki her hücrenin, aldığım her nefesin nedeni olan bir duygu. Böyle patlamaya hazır bir yanardağ gibi. Farklı bir duygu, daha önce tatmadığım tattıysam da hiç hatırlamadığım bir duygu. Sana söylemek istediğim çok şey var. (Buraya kadar sabrettiyse iyidir. Muhtemelen tam buralarda sözümü kesecek ve ‘‘çabuk olur musun lütfen!’’ diye beni uyaracaktır. Bunun üzerine konuşmamı biraz daha hızlandırıp, daha önceden prova ettiğim birkaç cümleyi konuşmam sırasında kullanmayacağım.) Sen, sen çok özelsin benim için. Bir kelebek için sırtın da taşıdığı kanatlar ne ifade ediyorsa sen de benim için onu ifade ediyorsun. Ömrüm her insan ömrü gibi kısa ve sensizlik zor. Sen bir kavanoz gibisin. (Burada büyük olasılıkla yüzüne şaşkın bir ifade takınıp ‘‘kavanoz mu?’’ diyecek.) ‘‘Evet,’’ diyeceğim, ‘‘kavanoz. Ama sıradan bir kavanoz değil. Hiç deniz görmemiş fakir bir çocuğun odasındaki en güzel yeri almış bir kavanoz. (Yüzüme ‘anlamadım’ dercesine bakacak.) İçinde deniz kabukları ve bir parça deniz suyu olan bir kavanoz gibi. (Büyük ihtimalle bu söylediklerim ona çok saçma gelecek ama ben bu cümlelerimle kazanmış olduğum vakitte heyecanımı bir nebze yatıştırmış olacağım.) ‘‘Yani demek istiyorum ki,’’ diyeceğim, ‘‘ seni seviyorum ve sana aşığım.  Ben sana hissettiğim duyguların büyüklüğünü her ne kadar anlatmaya çalışsam da hep bir şeyler eksik kalacak. Hissettiğim tüm duygularım senin için varlar sanki; korkularım senin için, mutluluğum senin için, sevgim, saygım, nefretim, öfkem, hepsi, hepsi senin için. Ben seni seviyorum.’’ Diyeceğim. (Muhtemelen o da ‘‘ben de seni’’ diyerek bana karşılık verecek. Her şey çok güzel olacak, hem de çok.)

 

İşte geliyor. Elimde tuttuğum papatyaları arkama saklıyorum. Yüzü gülüyor. İşte geliyor, işte geliyor, işte, işte geldi.

-Merhaba, bugün ne oldu biliyor musun?

Allah’ım ne kadar da heyecanlı. Kesin ona söyleyeceklerimi, onu sevdiğimi anladı. Nasıl belli ettim acaba? Belki de Ceyda söylemiştir. Olabilir, Ceyda söylemiş olabilir.

-Hayır bilmiyorum, ne oldu?

Allah’ım nasıl da sırıtıyorum pişmiş kelle gibi. Bu da ne saçma bir tabir ‘’pişmiş kelle gibi sırıtmak’’ bunca yıldır hiç pişen bir kellenin sırıttığını görmedim.

-Cenk… Cenk benden hoşlanıyormuş. Biz, biz sevgili olduk.

Yüzüm hiçbir şey olmamış gibi gülüyor ancak ruhum sirke satıyor. Lanet ediyorum güne. Lanet ediyorum önceden hazırladığım onca cümleye. Lanet, lanet, lanet!

-Allah, Allah…

-Yaa.. Ben de duyunca ilk başta çok şaşırdım. Cenk ve ben. İnanabiliyor musun? Tıpkı bir rüya gibi.

-İnanamıyorum. Cenk ve sen şaka gibi. Ama …

-Ama ne?

-Ama mutluysanız sorun yok. Senin adına sevindim.

Bok sevindin lan! Bok sevindin! Salaksın oğlum sen, aptalsın. Bunca yıl hiçbir karşılık beklemeden seven ancak hiçbir şekilde sevdiği kıza açılamayan, tam açılacağı gün ise kızın bir ilişkiye başladığını öğrenen bir ahmaksın! Salaksın oğlum sen, it herifin tekisin! Salaksın, salak,salak, salaaaak!

-Çok teşekkür ederim, sevineceğini biliyordum… Ee, sen ne diyecektin?

-Ben mi?

-Hı-hı sen. Bir şey söyleyecektin ya, ‘bir konu hakkında konuşmamız lazım, biraz acil’ dedin.

-Ben şey diyecektim, şey… Ceyda!

-Ceyda ne?

-Sanırsam ben Ceyda’dan hoşlanıyorum.

 

Gerisini anlatmama pek gerek yok. Çiçekleri vermedim. Biraz ayaküstü konuştuk ve kendisi bana merak etmemem gerektiğini, Ceyda’yla bir ilişki yaşamam için elinden geleni yapacağını söyledi. Daha sonrası bildiğiniz şeyler. O eve gitti, bense içmeye. Çünkü, hiç ayılamayacak kadar çok içersem unutabilirdim yaşadıklarımı.

-Mevlüt BİBER    

Düşler Yere Düşmeden Gidelim*

IMG_20180204_185501_943

Düşler yere düşmeden gidelim*

Yarım kalan düşler gibiyim
Düşeceğim tut elimden
Kimselerin olmadığı bir yerlere gidelim
Kimselerin göremeyeceği bizi
Annelerimizin ve Babalarımızın olmadığı bir yerlere gidelim
Beklentilerin mutsuz anlara gebe olmadığı
Bütün olumsuzlukların ve kanlı savaşların tedavülden kalktığı bir yerlere gidelim
Birbirimize bakmanın kaçınılmaz olduğu
Bizim için münferit bir yerlere gidelim
Topraklarında sadece aşkın hüküm sürdüğü bir yerlere gidelim
Bir filmde görmüştüm
Çıkar üstünü ayıp şeyler yapalım
Yapacağımız şeyler çok ayıp olsun
Öpelim birbirimizi yanaklarımızdan
Birbirimize ”seni seviyorum” diyelim
Çok ayıp şeyler bunlar
Hadi yapalım
Belki içki de içeriz
Ben çok severim meyve suyunu
Favorim şeftali!

Yarım kalan düşler gibiyiz
Düşeceğiz tutalım birbirimizi.

-Ne güzel şeydir bilemezsin… Yürümek seninle yan yana ve okumak bir şiir dizesi gibi seni sana…Ne güzel şeydir bilemezsin-

Yarım kalan düşler gibiyim
Düşeceğim tut elimden
Koltuk minderlerinden evler yapalım kendimize
Oyuncaklar çeyizin olsun
Suyumuz nefes
Evcilik oynayalım
Sen çay yap nefesten
Ben içeyim
Hiç şikayet etmeden
Evcilik oynayalım
Tutalım birbirimizi
Düşeceğiz yoksa

Yarım kalan düşler gibiyim
Düşeceğim tut elimden
Gidelim buralardan
Herkesi ve her şeyi bırakıp öksüz
Bir çocuk gibi arkamızda gidelim
Rabbim biliyor ya:
Şimdi gitmek seninle
Ne güzel bir terkediş biçimidir bu kahrolası dünyayı.
Oyunlar oynayalım birlikte
Acıtmam canını söz
Kötü bir adam değilim ben
Anlattıkları kadar
En azından annemin gözünde
Hadi, bana annemin gözüyle bak!
İçinde atlar olan bir yerlere gidelim
Kırmı kır
Atlar karşılasın bizi şehrin hemen girişinde
Kuşlar sıralansın yoluna
Ne de güzel bir hayaldir şimdi bu
Düşlerin düş olmaktan çıktığı
Bir yerlere gidelim
Tezatlıkların ve tez ayrılıkların olmadığı bir yerlere gidelim
Ne doktorlar, ne avukatlar, ne hakimler, ne savcılar, ne de müteahhitler istesin seni babandan,
İkimizin birbirine yeteceği bir yerlere gidelim

Hadi tut elimden

Düşler yere düşmeden gidelim!

-Yarım kalan düşler gibiyim şimdi
Düşmekteyim, düşüyorum, ve düştüm…
Sahi neden tutmadın beni?
Rabbim seni affetsin.-

-Mevlüt BİBER

Bu İşte Var Bir Yalnızlık Anne!*

IMG_20180129_180312_061.jpg

Bu İşte Var Bir Yalnızlık Anne!

Kozmik bir felaket gibi anemiden öldü yüreğim
Ama bana soran herkese onu zincirleme bir kazada kaybettiğimi söyledim
Kırıklar ve çıkıklar var dedim
Leşler ve kalleşler
Zihnimde yaralı çok
Kafatasım bir akvaryum gibi şimdi
İçerisinde balıklar olan.
Düşünüyorumda: belki de balıkların özgürlüğüdür karalar ve bu sebepten dolayı bu kadar ölümcüldür özgürlük.
Off, çok fazla yaram var anne!
Çok fazla balık
Bir balık katiliyim sanırsam
Serimi seri
Hem tetik sağlam hem de parmağım
Cebimde kurşun bol
Zihnimin kralı benim ulan, benim ben!…
”Kes,”diyor arkadan babam
”artisliğe gerek yok. Kralda olsan ardına dönüp baktığında göreceğin tek şey içinde hâlâ hüzün barındıran yaralı bir adam olacaktır.”
Kes artisliğe gerek yok diyor babam.
Babamı şimdi daha iyi anlıyorum anne. Büyüdükçe babamlaşıyorum da biraz
Zaten herkes babalaşırmış biraz
Ben de babamlaşıyorum anne.
Eskiden çok rahat bir adamdım mesela
Ama şimdi kafamda bir sürü tilki
Ve aldırmıyorum bazı şeylere
Kim nasıl yemek yiyor
Kim kiminle ve nerede
Kim şuan da ne yapıyor ilgilenmiyorum
Tek derdim gününde ödenmeyeceğini bildiğim faturalar, faturalar, faturalar!
Dedim ya babamlaşıyorum biraz
Ve herkes babalaşırmış biraz
Ek olarak: Geceleri yatamıyorum aynı babam gibi
Ve ne zaman güzel bir kadın görsem ”off be, bu kadınsa bizimki ne” diyorum
Oysa ortada bizimki falan yok
Seyir halindeki bir arabanın camını açıp tüm asfaltı ağzımla yıkayabiliyorum sonra.
Giderek babamlaşıyorum anne
Ve babam çok doğru söylüyor
Artisliğe gerek yok ulan,
Yaralarım var işte ve üzgünüm.
Yaralarımın derin olmasından değil, yüreğimde var olmasından dolayı üzgünüm.
Ben, ben hiçbir şeyi beceremiyorum anne
Ne sevmeyi becerebiliyorum adam akıllı
Ne de sevilmeyi.
Sonumu görüyorum anne
Zihnimde kokuşan balık leşleriyle öleceğim ben
Ve ölmeden hemen önce o şeytan taşladıkları duvarın önüne gidip
Yere bir inci kolye gibi dökülmüş düşsel duygularımı alıp
Duvarda asılı olduğuna inandığım eski aşklarıma firlatacağım.
Aşk şeytanın duygusudur anne
Yeni bir ortaklık istemiyorum ben.
Başımıza durduk yere dert almayalım
Ve bu konuyu burada kapatalım lütfen.
Şimdi izninle yatacağım,
İyi geceler anne,
İyi geceler…

-Mevlüt BİBER